Senin sırrın nedir Ey Şubat

 

kimbilir bizide bulur mu şahadet,   bir Şubat soğuğunda..

Bir namaz çıkışı, bir cami avlusunda..

bulur mu Metin Yükselce bir şahadet bizide,

Metin Yükselce bir cihat sırasında…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sabır ziyadır..

sabır

..Ziya, ışığı ve ısısı kendisinden olan cisimler için, nur ise ışığını bir başkasından alıp yansıtan cisimler için kullanılır.

“Güneşi ziyalı, ayı nurlu kılan…. Allahtır.” (Yunus Suresi 5.) ayeti bunun en kesin delilidir. Bu demektir ki sabır mü’minin hem dünya hem ahiret saadetini temin yolunda, kendisinde tabii olarak bulunan bir ışıktır. Mü’min bir yandan sabır sayesinde yasakların yalancı cazibesinin arkasındaki asıl sıkıntı unsurlarını görüp onlardan sakınırken, bir yandan da emirlerin yerine getirilmesinden dolayı ortaya çıkan güçlüklerin gerisindeki huzuru sezip güçlükleri sabırla göğüsleyerek sonuçtaki mutluluğa kavuşma imkanı bulur. Mü’mine bu irade gücünü verecek olan da ondaki sabır, dayanma, göğüs germe melekesi olacaktır. Kısacası mü’min enerji kaynağı kendi içinde olan bir varlıktır.

26.Hadisi Şerif

 

MEHMED ZÂHİD KOTKU (RhA) HAZRETLERİ

 

Mehmed Zâhid Kotku (RhA) Hazretleri, Müslümanların birlik ve berâberlik içinde bulunmaları gerektiğini açıklarken:

“Görmez misin ki, yağmur ne kadar çok yağarsa yağsın, tânecikleri hemen birleşir, toplanırlar. Derken dereler, nehirler meydana gelir. Netîcede bunlar barajları doldurur. Enerji santrallerini işletir, arâziyi sular, şehirlerin elektriğini temin ederler.”

“Bu nîmet sâyesinde insanlar rahata kavuşur, işleri kolaylaşır. Bu ne büyük bahtiyarlıktır. Bundan ibret almalı, birlik ve berâberliğimizi temine çalışmalıyız. Tek tek hareket edersek, hepimiz helâk oluruz. Ne kadar dindâr olursan ol, birlik ve berâberliği her işin üstünde tutmadıkça, herkes kendi başına buyruk hareket ettikçe bir yere varılmaz.”

ALİM ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?

sifil

ALİM ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR?

Uzun zamandır ilim ve fikir yönleriyle ön plana çıkmış bazı şahsiyetlerle, Müslüman Anneler adına röportaj yapmak aklımda vardı.. Açılışı Ebubekir Sifil hocamızla yapmak nasipmiş.. Gerçi röportaj yapmak için randevu istememiştik.. Kendisiyle tanışmak isteyen misafirlerimiz ve sorulacak başka sorular vardı..

Bizim adımıza çok güzel, samimi ve sıcak bir sohbet oldu elhamdülillah.. Abdulfettah Ebu Ğudde’nin, Zahid el-Kevseri’nin, mezheplerin, cemaatlerin, bazı itikadî konuların ve başka mevzuların konuşulduğu masada, bir ara bende fırsatını bulup Müslüman Anneler’den bahsettim ve tavsiye istedim.. Vaktin kısıtlı olması nedeniyle kısa bir hasbihal olsa da, her biri birbirinden değerli nasihatlerdi..

Ebubekir Sifil hocamız, ilk İslami eğitimini ailesinden almış, İslami ilimlerle çocuk yaşta tanışmış biriydi.. Ayrıca 3 çocuk babasıydı.. Bunun için bir alimin nasıl yetişmesi gerektiğini, çocuklara ilmin nasıl sevdirilebileceğini bizzat tecrübe ederek bilen birisiydi.. Ben de tek soru hakkımı bu alanda kullandım:

-Hocam, çocuklarımızın ilmi sevmesi ve bir ilim talebesi olarak yetişmesi için neler yapabiliriz?

-Bu konuda anneye de babaya da ayrı ayrı görevler düşer.
Anneye düşen iş; mümkün mertebe çocuğunu abdestli emzirmesidir. Abdestsiz olarak kesinlikle emzirmeyin. Çocuk ağlasa bile hemen bir koşu abdest alıp öyle emzirmeye gayret edin. Selef buna çok dikkat emiştir.

-Hocam afedersiniz ama sabaha kadar defalarca emmek için kalkan bir çocuğun annesi nasıl abdestli olabilir ki?

-Teyemmüm yapabilir. Yanınızda bir tuğla bulunsun, teyemmüm yapın, çok kolay. O sütün, abdestli veya teyemmümlü bir vücuttan çocuğun midesine ve hücrelerine gitmesi, bizim çıplak gözle veya mikroskopla gözleyemeyeceğimiz bir feyiz ve bereket akışı demektir. Bunu ihmal etmeyin.

Evinizde sürekli olarak okuma faaliyetleri bulunsun. Çocuk böyle bir ortamda büyüsün. Birlikte okuyun. Okuma meclislerine gidin. İnternetten vs. ders dinlerken, izlerken çocuk o ortamı görsün. Bütün faaliyetlerinizi onun göreceği ortamlarda yapın. Çocuk ses çıkarabilir, ağlayabilir, dikkatinizi dağıtabilir. Onu başka bir odaya götürüp uyuttuktan sonra yapmaktan ziyade, bizzat çocuğun bulunduğu ortamlarda yapın.

Elbette söylemeye gerek yok, mutlak surette çocuğun kursağına gidecek olan şeylerin, her türlü şüpheden arî olması lazım. Haram lokma demiyorum. Şüphelilerden bile uzak durulması gerekir.

Çocuğun eğilimine, hafızasına ve yeteneklerine göre yönlendirilmesi gerekir. Hafızası, ezberi güçlüyse, eğitimine önce hafızlıkla başlayın. İnsan, Selef-i Salihinin menakıbını (hayatlarını) okurken şaşırıyor. Beş yaşında, altı yaşında hafız olanlar var. Beş-altı yaşında Kur’an’ı Kerim’i baştan sona ezberlemiş.
Böyle bir ortamda mümkün oluyor bu.. Ve anne-baba çocuğun yeteneklerine bakıyor, takip ediyor, gözlemliyor.

Mutlaka bir okula gidecek, okulda aldığı eğitimle asla yetinmeyin. Mutlaka siz de ona evde takviye eğitimler verin. Bu tarz kurumlarımız yok ama daima bu tür arayışlar içinde olmamız gerekir. Bir defa aradık bulamadık ama bir sene sonra kurulmuş olabilir, dikkatimizden kaçmış olabilir. Bu arayışı terk etmeyin, ihmal etmeyin.

Önemli bir problem de; çocuk sokağa çıktığı anda kirleniyor. Yani dimağı kirleniyor, ruhu kirleniyor, kalbi kirleniyor, ahlakı kirleniyor. Sokağa çıkmazsa da asosyal yetişiyor.

Zaten toplumun genelinden farklı bir aile yapısı içerisinde yetişiyor. Çok rahat değil o ortamlarda. Bu, hepimizin de yaşadığı bir hadise..

Dolayısıyla sokağa çıkmazsa asosyalleşiyor. Sokağa çıktığında ise arıza baş gösteriyor. Bu dengeyi çok iyi kurmak gerekiyor. O da şöyle mümkün; 5-10 aileden oluşan bir arkadaş grubu belli periyotlarla sürekli toplanın. Kitap okuyun, sohbet edin. Fakat bunu ziyafete dönüştürmeyin, külfete dönüştürmeyin. Bir çayla götürün mesela.

Periyodik olarak görüşün. O çocuklar kendi aralarında sosyalleşsinler. Kendi gruplarını kursunlar. Böylece hem asosyallik problemi ortadan kalkar hem de kirlenmeden büyütme imkanı bulursunuz.
Allah hayırlı mübarek etsin.

Not: Bebeği abdestli emzirme konusu itiraf etmeliyim ki bana çok ütopik geliyordu. Selef döneminden bu konuda nakiller geldiğini, özellikle bazı İslam şahsiyetleri hakkında annelerinin “Hiç abdestiz emzirmedim” dediklerini biliyordum fakat bunlar benim için menkıbeden öteye geçmemişti.

Zaten biz Müslümanlarda; “Ne yani? Abdestsiz emzirmek haram mı şimdi? Caiz değil mi? Kur’an’da mı geçiyor? Sahih hadis mi var? Eğer bu konu önemli olsaydı kesin Allah ve Rasulü bir şey emrederdi. Demek ki bu sadece bir bid’at” şeklinde gelişen edepsizlik ve had-hudud bilmezlik var ya..

Ebubekir hocayla konuşmamızdan sonra; “Selef bu kadar önem verdiyse vardır bir hikmeti, yapabildiğim kadar ben de yapsam” diye niyet ettim.. Sonrasında şaşırarak gördüm ki, günün neredeyse tamamını abdestli geçiriyorum, geceleyin yatağa abdestli giriyorum, uyanır uyanmaz abdest alıyorum. Gece uyanmaları için tuğlamız eksik, onu da temin edeceğiz inşaallah..

“..Kamil mü’minden başkası abdesti sürekli muhafaza edemez” (Kütüb-i Sitte) hadisi aklıma geldi de, öncesinde bu hadisi yaşamaya çok gayret ederdik. Bir namazdan sonra diğer namazı beklerdik. Sonra anne olunca yani haliyle bütün hayatımız tepetaklak olunca bazı hassasiyetlerimizi farkına varmadan yitirdik.

Onun için bu abdestli olma hali çok hoşuma gitti. Hiçbir şey olmasa bile beni yeniden bu hadisi yaşamanın lezzetine götürdü.. İbadet etmek için alınan abdestin, çocuk emzirmek için de alınması, yavrularımızı büyütmenin de bir ibadet olduğunu yakinen hissettirdi..

Bu anlamda daha birkaç gün içinde üzerimizdeki bereketini ve feyzini görmeye başladım.. İlerideki faydalarını görmeyi de Rabbimden diliyorum.. Bütün kardeşlerime tavsiye ederim..

Birbirinden değerli nasihatleri için Ebubekir Sifil hocamıza tekrar teşekkür ediyorum.. Allah razı olsun..

Ummu Aişe

Ebubekir Sifil Kimdir?

1960 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve orta okulu Sarıkamış’ta, Lise’yi Kars İmam Hatip Lisesinde okudu. 1980 yılında girdiği Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halka İlişkiler Bölümünden 1985 yılında mezun oldu.
Hadis Bilim Dalında (Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde) yaptığı yüksek lisansını 1996 yılında, Hz. Ömer’in sünnet anlayışı konusunda “Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet” adıyla hazırladığı doktora tezini 2006 yılında bitirdi.
Şu anda Yalova Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Yar. Doç. olarak görev yapmaktadır.
Evli ve 3 çocuk babasıdır.
Halen editörlüğünü yaptığı 3 aylık ilim, kültür ve medeniyet dergisi Rıhle’de inceleme-araştırma yazılarına devam etmekte olan yazar, 2003 yılından bu yana ilmi çalışmalarını Daru’l-Hikme (İslami İlimler Araştırma ve Danışma Merkezi) bünyesinde sürdürmüştür. Şimdi ise çalışmalarına Sahn-ı Seman (İslami İlimler Eğitim ve Araştırma Merkezi) bünyesinde devam etmektedir.

Yayınlanmış eserlerinden bazıları şunlardır; Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi 1-2-3, Çağdaş Dünyada İslamî Duruş, Modern Fetvalar Çağdaş Hurafeler, İslam ve Modern Çağ 1-2-3, Hz. Ömer ve Nebevi Sünnet, Sözü Müstakim Kılmak, Sana Dinden Sorarlar

Müslümanca Yaşamak

521588_394092877353004_2059480654_n

“Hikmetle bakan bir göz için, harika’nın ötesindeki harikayı gizleyen perde de bir harikayken, başka bir deyişle her perde bir harikayken, hikmetsiz göze her harika bir perdedir. Birine, perdeler harika görünürken, ötekine harikalar perde olur.”

MÜSLÜMANCA YAŞAMAK- Rasim Özdenören

Niyeki bunca acı ?

 

419774_389648011130824_1946924970_n

 

 

“Niye ki bunca acı?

Dünya imtihan yeriydi belli, bu da bir sınav, amenna.Bu kadar sert sınanmak için ortada çok büyük bir aşkın olması gerekti; Allah’ın kuluna aşkı. Ne kadar çok sevildiğini mi bilmek istiyordu ? Ve ki bunca sert bir sınavı da ancak kulun Allah’a duyduğu aşk katlanılabilir kılabilirdi. Dünya cennet değildi evet; olsaydı, cennetin ne anlamı kalırdı?” sf:496

Nar Ağacı’ndan
Nazan Bekiroğlu

Kardeşim Sen Özgürsün

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler

muslumanca

Kafaların böylesine materyalistik verilerle şartlandığı, dar gelirlilerin rızk kaygısıyla günlerini geçirmeye çalışırlarken, zengin denilen kimselerin haz peşine düştüğü bir ortamda sizin Allah’ın emirlerinden, öte dünyadan bahsetmeniz elbette yadırganmayla karşılanacaktır.

Kuşkusuz, yarın için hazırlık yapmak akıllı yaratığa (insana) özgü bir harekettir. Hiçbir hayvan yarın için hazırlık yapmaz.Belki hemen arılar ve karınalar hatırlanarak onlar da yarına hazırlanmıyor mu, denebilir. Kendi payıma bu kanaatte değilim. Arılar ve karıncalar, yarından duydukları kaygılarla bal yapmıyor veya zahire toplamıyorlar. Yani böyle bir “bilinçle” öyle davranmıyorlar. İnsan nefes alırken ne kadar bunun bilincindeyse, arılarla karıncalar da zahire toplarken yaptıkları işin o kadar bilincindedir.(sf. 20)

Günümüzün yaygın müslüman tipi eskiden öğrendiği bazı yanlışlıkları terk etmeden, o yanlışlar üzerine bina kurmak isteyen öğrencilere benziyor. Sonraki bilgiler ne kadar doğru olursa olsun, bu bilgiler yanlış bir temel üzerinde yükseltilmek istendiğinden neticede muhkem bir yapı ortaya çıkarılması imkansızdır.
….
Bir kez Kur’an’la “doğrudan” temasa geçen onu olduğu gibi kavrayabilen bir kafa yapısına sahip olduktan, vahiy ve sünnet formasyonunu kazanmış bir kafa yapısını edindikten sonra, dünyanın bütün kütüphaneleri sizin olsun !
….
Müslümanlar Batı uygarlığına ait zihniyeti benimseme süreciyle, aynı zamanda İslam’ı anlamak hususunda tehlikeli bir dönemece girmiş oldular.
(s.23)

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler – Rasim Özdenören

Mütekellim Usulüne göre yazılmış kitaplardan bahsedelim..

Mütekellim Usulüne göre yazılmış kitaplardan bahsedelim..

-Kadı Abdul cabbar’ın el-Umer’i

-Ebu huseyn el-Basri’nin el-Mutemed’i

-İmam Cüveyni’nin el-Burhan’ı

-İmam Gazzali’nin el-Mustasfası

Bunların öncesinde et-Takrib vel irşad isimli eser yazılmış. Tamamı bize ulaşmamış. Kendisi eş’ari olan Kadı Ebubekir Bakılani.

Daha sonra Faruddin er-Razi’nin Mahsul’ü var.  Amidi’nin el-İhkam’ı var.

Pezdevi ve Serahsi’nin hanefi mezhebindeki konumu neyse Amidi ve Fahruddin er-Razi’nin Şafii usulündeki konumu o.Şafii usulünde yazılmış bütün metinler bu iki kitaptan yazılmış iktisar edilerei.

Beyzavi’nin Minhac’ı var. Fahruddin E.R.’nin Mahsulünden iktisar edilmiş. İbni Hacib’in Muhtasarul Müntehası el-İhkam’dan iktisar edilmiş.

Şafii mezhebindede aynı Hanefi mezhebinde olduğu gibi bu kitaplar üzerine şerhler başlıyor.

Bu kitaplar ve bu kitaplar üzerine yazılan şerhlerde herhangi bir müşkülde müracaat edilecek kitaplar el-İhkam ve Mahsul.

Bizde Cessas’ın yazdığı el-Fusül’ü nasılki ilk yazılan kaynak eserse Mustasfa ve Burhan’da onlarda aynı şekilde..

Pezdevi ve Serahsi nasılki usulün zirve devriyse, el-İhkam ve Mahsul’de aynı şekilde.

Birazda okuyacağımız kitaptan bahsedelim…

Mirkat’ın müellifi Molla Hüsrev. Miladi 1400’den sonra doğmuş. 1480’de vefat etmiş. Fatih Sultan Mehmet dönemi alimlerinden. Tam adı Mehmet Bin Feramuz Bin Ali.

15.asrın ilk 80 yılına şahit oluyor. Doğum tarihi tam bilinmiyor. Tokat Sivas arasında bir köyde doğuyor. Osmanlı devri alimleri ya tahsilinin tamamını dışarda tahsil edip sonra dönüp burada hizmet veren alimler; ya Anadolu’da tahsilini yapıp sonra yurt dışında tahsilini tamamlayıp dönüp burada hizmer verenler yada Molla Hüsrev gibi tahsilinin tamamını Anadolu’da yapmış.

Hocası Taftazani’nin talebesi Burhaneddin el-Herevi..

Birçok resmi görevde bulunmuş. Bursa’da Yeşil medresede müderrislik yapmış, kazaskerlik* yapmış. Edirne’de kadılık yapmış.İstanbul Ayasofya medresesinde müderrislik yapmış.İstanbul kadılığı yapıyor. İstanbul kadılığı o zaman şeyhulislamlığa denk düşüyor.

80 yaşında İstanbul’da vefat ediyor. Bursa’da Emir Sultan’da  Zeyniler’e defnediliyor.

Eserleri Dürer metni ve şerhi, Mirkat metni ve şerhi Mir’at.. Mirkat ve Mirat, Dürer’den önce yazılmış. Mirat’ın bitiş tarihi hicri 850 Dürer’in bitişi hicri 883..

Dürer ve Mir’at üzerine haşiyeler yapılmış. En meşhuru İzmirî, Hamid el-Korebi’nin haşiyesi var, Tarsusi haşiyesi var. Mirkat’ın osmanlıca tercümesi var.

Talebeleri, Hasan Çelebi el-Fenari var. Molla Fenari’nin torunu. Birde meşhur şeyhulislam Zembilli Ali Efendi var.

*kazasker: Osmanlı ordusu dini işlerine bakan kadı demek

Taziye

 

 

Bilmek gerekir ki, musibetler ve üzüntüler her ne kadar zahirde acı olsa ve bedene acı çektirseler de, batında tatlıdırlar ve ruha lezzet bahşederler. Çünkü ruh ve beden sanki birbirine zıt iki kutup gibidir; birinin elemi diğerinin lezzetini gerektirir. Bu iki zıttı ve onların ihtiyaçlarını birbirinden ayıramayan konumuzun dışındadır. Onun kabiliyeti yoktur.

“İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar.” A’raf 179

Nefsinden haberi olmayan kişi,
Şundan bundan haber verebilir mi?
Toprak ol, gül bitsin üzerinde
Çünkü gül toprakta yeşerir!

Ölmeden önce ölmeyi başaramayan kişiye, başına gelen bu musibet sebebiyle taziyede bulunmak gerekir!..

 
159.Mektup